| gülümse... |
|
|
| 03:49am 17/06/2005 |
| |
how to fight loneliness; smile all the time shine your teeth to meaningless and sharpen them with lies and whatever is going down will you follow around that’s how you fight loneliness you laugh at every joke drag your blanket blindly fill your heart with smoke and the first thing that you want will be the last thing you’ll ever need that’s how you fight it just smile all the time...
|
|
| |
|
Read 4 - Post |
| |
| yaşadığını hissetmek... |
|
|
| 08:57pm 09/05/2005 |
| |
mood:  drunk music: pj harvey- is hata all there is
|
insan hayatı boyunca hep gelecek hakkında hayal kurar ya! benim de öne çıkan hayallerimden biri; bir evim olmasıydı (ne ilginç değil mi? kimsenin aklına gelmez böyle hayaller...)öyle bir ev ki büyük küçük hiç önemli değil bana özgürlüğü yaşatıcaktı... içinde kim olsun olmasın önemli değil (sanırım aile üyeleri hayal etmiyordum pek) ama bana ait olucak, onun içinde her şeye sahip ama her şeyden uzak olucaktım. tüm digital aletler bulunucak ama onlarla uğraşmaktan sıkılıp kendimle (sadece kendimle) geçirdiğim, çalıştığım, çizdiğim, ürettiğim kendi müziğimi dinlediğim kendi sesimi duyduğum vakitler olucaktı... bilgisayardan, internetten, televizyondan, telefondan bir anda vazgeçip kendimle başbaşa bir kaç saat geçirecektim kimseyi umursamadan, elimde içkim (ne olursa desem de genelde bira geliyor aklıma nedense), fonda en hoşuma giden müziklerden bir deste, sadece kendimi düşünerek (sanki insan bencil bir varlık değilmiş gibi) geçireceğim tahmini zorlayan bir vakit... herneyse hayallerin sınırı olmaz! uzun zamandır hayallerini kurduğum, planladığım, ("biz plancıyız hayat planları gerçekteştirmeye çalışmaktan ibarettir" YALANNNN!!!!!!) kısacası hayatımda gerçekleşmesini istediğim bazı küçük (aslında BÜYÜK) hayallerden birini hissettim, sesini duydum, tadına vardım, kokusunu hissettim bugün... eve geldiğim bir vakit, ki o vakit sinema çıkışıydı (bu anın önemi var!), yetiştirmem gereken, yapmak istemediğim bir projem (final projesi) var malum, açtım paftayı (düşündüm yesem mi çizdem mi diye? "pd bir tanesin!"). odama yalnızca ben sığabildiğim için salonda parkelerin üstünde yatarak çalışırken, babam televizyon izlerken ve pencere açıkken bir koku yayıldı salona... algılayabildiğim en iyi kokulardan biri sanırım; "içki"; "bira" tabi dayanamadım açtım bir tane kendime, yetmedi miktar ikiye katlandı, o vakit baba uykuya daldı... ben çalışmaya çalışırken yanımda cozurdayan bir televizyon sesi pek hoş olmuyordu, ben de bilgisayar başına geçtim açtım tüm listeyi seçme zahmetine bile katlanmadan... oturdum içiyorum, bakıyorum paftaya yesem mi çizsem mi diye... tabi ki bir şey çıkmıyor elimden. ama öyle bir an geliyor ki uzaktan bakıyorum paftaya arkada çığıran mükemmel bir fon, sen düşünüyorsun (uzun zamandır yapmadığın bir eylem) üretmeye çalışıyorsun, elinde bir-iki-üç bira, yalnız olmasanda karşında horlayan bir baba ve öyle bir an ki yaşadığını hissediyorsun, kokluyorsun, görüyorsun...
tabiiii kısa sürüyor o vakit baba uyanıyor, elinde uzaktan kumanda ile uyumuş, ilk yaptığı televizyonu açmak oluyor; hayaller yıkılıyor. sonra bir anda baba fark ediyor televizyonun sesini kısıyor, sanıyorsun ki müzikten etkilendi ve televizyonun sesinden rahatsız oldu. müziği dinliyor, diyalog; -bu çalan ne? -duyabiliyor musun? -evt... -pek bileceğini sanmıyorum; ama pj harvey... -o kim? -.....(ne desem?) -ben de senin sesin sanmıştım... senin sesinin tonuna çok benziyor... -yapma baba ya!!!(o kadar mı rahatsız oldu adamcağız?) tamam ben kaparım müziğin sesini...
çalan "is that all there is" idi... kime hakaretti bu durum? ne şanslı ki; pj hanım bu durumu hissetmedi bile... tabi ki de hayaller bir anda yok oldu, hala aynı yerdeyim. ama yaşıyorum değil mi? yaşıyorum sadece hayalleri gerçekleştirmek için... |
|
| |
|
Read 1 - Post |
| |
| karar verildi... |
|
|
| 08:13pm 05/05/2005 |
| |
|
music: the levellers - what a beauitiful day
|
bu alınan, bir süre denenen sonra becerilemeyen kararlardan yüzbinikiyüzonbeşincisi de olsa bu kez tekrar denemeye karar verildi... en sevdiğim oyunu oynamaya başlıycam; polyannacılık... bencillik yüzünden birkeç kere denenip patlama noktalarında son bulan oyuna yeniden başlanacak. ne gerek var sen üzülüyorken başkalarını da üzmeye? hep mutlu görün herşeyin iyi tarafına bak değil mi?
not: bu oyuna başlamamda bana yürekten yardım eden, destek veren; bahara, güneşe ve içkiye sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum... |
|
| |
|
Post |
| |
| kayboldum... |
|
|
| 06:55pm 29/04/2005 |
| |
hiç bir yerde bulamıyorum!!! bulunamıyorum... |
|
| |
|
Post |
| |
| sabaha kadar... |
|
|
| 11:44pm 01/04/2005 |
| |
keşke hiç dönüş derdi olmasa... insan gitse bir yere, nereye olursa olsun ama çok mutlu olduğu bir yere. işte o zaman; her şeyin daha yeni başladığı bir vakitte bir şeyleri yarıda bırakmadan, sonunu düşünmeden; dönüşü düşünmeden, eve gidiş yolunu ne hesap vereceğini düşünmeden, yarını düşünmeden, 2 gün sonrasını, geleceği düşünmeden; o günün sadece o günün zevkini sonuna kadar çıkarabilse... aslında keşke sadece bir gün için "gelecek" derdi olmasa... bazı günler sadece "anı yaşama"ya odaklansa insan, başka hiçbir şeyi düşünmese. dans etse sabaha kadar, ertesi gün ne kadar yorgun düşebileceğini düşünmese... içse sonuna kadar, onu bekliyecek mide ağrısını düşünmese... sevse sonuna kadar, sevilmediğini düşünmese... mutluluğun cıvkını çıkarsa; onu bekleyen berbat günleri düşünmese... |
|
| |
|
Post |
| |
| i'm only safe when i'm dreaming |
|
|
| 11:23pm 31/03/2005 |
| |
hayallerde yaşamak doğru mu? doğru nedir? ben nerdeyim? niye burdayım? herşeyin sahteleşmeye başladığını hissttiğin bir dünyaya nasıl gerçek dünya denilebilir? gerçek nedir? ikisi arasında kalınca duygularımı yitirmeye başlıyorum... duygu nedir? sahte midir? gerçek midir?
i need a new heart this one's hollow |
|
| |
|
Read 1 - Post |
| |
| ayrılıklar bana göre değil!! |
|
|
| 10:40am 28/03/2005 |
| |
öyle karşıladım ki onu sanki hiç gitmemiş gibi... öyle uğurladım ki onu sanki eve geri geldiğimde aynı yerde aynı şekilde bulucakmışım gibi.. farklı olmalıydı sanırım! ben hep burdayım... ayrılığın da, özlemin de, kavuşmanın ve tekrar ayrılmanın mutluluğunu acısını çeken de asıl "o". fazla duygusallığın içinde duygularımı kaybediyorum veya tüm duyguları birbirine karıştırıyorum; hangisini, nasıl, ne zaman hissedeceğimi bilemiyorum. |
|
| |
|
Post |
| |
| askerlik anıları |
|
|
| 10:27pm 15/03/2005 |
| |
ankara'dan abim gelmiş evde bir bayram havası annem babam beni çok severmiş.... ankara'dan? ankara'ya?????hakkari'den? hakkari'ye???içimi kemirir durur çok zaman olur olmaz bir yerde olur olmaz sorular açılır zaman zaman bir kapı olur olmaz bir yerden olur olmaz bir yere... dağılır duman duman bir ömür olur olmaz karşımda olur olmaz geceler karışır mesafeler o anda olur olmaz uzaklar olur olmaz kısalır... |
|
| |
|
Post |
| |
| |
|
|
| 03:22am 15/03/2005 |
| |
bana söylendiğini hissettiren şarkılardan biri... ilk dinlendiğinde saat üçtür ve beyazlar olmasa da üstüne kara kara yazabilecek başka şeyler bulunmuştur...
sadece unutmamak için;
saat üç ayaktasin uyku tutmamis yine ne yaziyorsun kara kara beyazlar ustune kalem biter hic guvenme tukenmez diye hayat bile sona erer gunun birinde sen hic yalniz kalmadin mi? kalabaligin icinde derdine derman aramadin mi? siselerin dibinde sozler sahteymis, cek kendini adim adim yuzler belliymis yagmurlarda aradigin bulamadigin usenmissin hikayeni bastan anlatmaya faydasi yok nefesini gecmisle yormaya itiraf et seviyorsun huznu kederi aci besler uyandirir bosvermis bunyeyi |
|
| |
|
Post |
| |
| uçmak istiyorum... |
|
|
| 02:07pm 09/03/2005 |
| |
sadece bir hayaletim; hiçbir şey yapmadan etrafta boş boş dolaşan ama "canlanmak" için "beden"den başka şeylere ihtiyacı olan. içimdeki boşluktan, isteksizlikten, umutsuzluktan dolayı hafif, "ağırlıksız"; fakat kafamdaki düşüncelerin, kendime duyduğum nefretin yoğunluğundan dolayı uçamayacak kadar ağır... |
|
| |
|
Post |
| |
| bir...iki? |
|
|
| 03:10am 06/03/2005 |
| |
iki insan birbirini tanımayan; biri farkedilen, diğeri farkedilemeyen, ayrımsanamayan, hayal kuran... sırtsırta iki vucüt; dokunduğunda ürperecek kadar yakın, yüzyüze gelemeyecek kadar uzak... iki farklı dünya; sırtsırta gelmiş, omuz omuza durmak dışında ilerleyemeyen bir çıkmaz. bir insan; 180 derece dönmeyi beceremezken, 90 dereceyle yetinmeye çalışan. ikinci insan için hayal kurmak dışında hiçbir şey yapmayan... |
|
| |
|
Post |
| |
| afişte afişte afişte afişte afişte.... |
|
|
| 07:07pm 28/02/2005 |
| |
mood:  jealous
|
aşif, afiş, aşifte, afişte... şımardıııın şımardın sen... bir elinde kahve bir elinde sigara karşında filmi izlerken, yanında olmamı istemen umuduyla... iyi seyirler =) |
|
| |
|
Read 2 - Post |
| |
| KORKUYORUM... |
|
|
| 12:17am 20/02/2005 |
| |
mood:  confused
|
kendimden, yalnızlıktan, gelecekten, çevremden, ailemden, okuldan, gelecekten, insanlardan, raslantılardan, gelecekten, ay'dan, masallardan, mutlu olmaktan, gelecekten, umut ve ümitsizlikten, akıp giden zamandan, inanmaktan, gelecekten, şarkı sözlerinden, "iz bırakanlardan", "herşeyin çok güzel olmasından", kimsenin yanımda olmamasından, göz yaşlarından, kendimden, sevdiğim herşeyden, sevdiğim herşeyin beni bırakmasından, sevdiğim herşeyi bırakmaktan, gelecekten, güzelliklerden, çirkinliklerden, zıtlıklardan, otada kalmaktan, vasat olmaktan, gelecekten, hayaller içinde yaşamaktan, gerçek yaşama dönmek zorunluluğundan, ortasını bulamamaktan, gelecekten, herşeyden korkuyorum, korkma duygusundan, korkamamak hissinden korkuyorum... ikilemden, belirsizlikten, kendini anlayamamaktan nefret ediyorum |
|
| |
|
Read 1 - Post |
| |
| VINCENT (Tim Burton) |
|
|
| 01:23am 18/02/2005 |
| |
|
music: Gypsy Reggae - Goran Bregovic
|
"vincent malloy is seven years old, he's always polite and does what he's told. for a boy his age he's considerate and nice, but he wants to be just like vincent price. he doesn't mind living with his sister, dog and cat, though he'd rather share a home with spiders and bats. there he could reflect on the horrors he's invented, and wander dark hallways alone and tormented. vincent is nice when his aunt comes to see him, but imagines dipping her in wax for his wax museum. he likes to experiment on his dog abacrombie, in the hopes of creating a horrible zombie. so he and his horrible zombie dog, could go searching for victims in the london fog. his thoughts aren't only of ghoulish crime, he likes to paint and read to pass the time. while other kids read books like go jane go, vincent's favorite author is edgar allen poe. one night while reading a gruesome tale, he read a passage that made him turn pale. such horrible news he could not survive, for his beautiful wife had been buried alive. he dug out her grave to make sure she was dead, unaware that her grave was his mother's flower bed. his mother sent vincent off to his room, he knew he'd been banished to the tower of doom. where he was sentenced to spend the rest of his life, alone with a portrait of his beautiful wife. while alone and insane, encased in his tomb, vincent's mother suddenly burst into the room. "if you want to you can go outside and play. it's sunny outside and a beautiful day." vincent tried to talk, but he just couldn't speak, the years of isolation had made him quite weak. so he took out some paper, and scrawled with a pen, "i am possessed by this house, and can never leave it again." his mother said, "you're not possessed, and you're not almost dead. these games that you play are all in your head. you're not vincent price, you're vincent malloy. you're not tormented, you're just a young boy." "you're seven years old, and you're my son, i want you to get outside and have some real fun." her anger now spent, she walked out through the hall, while vincent backed slowly against the wall. the room started to sway, to shiver and creak. his horrid insanity had reached its peak. he saw abacrombie his zombie slave, and heard his wife call from beyond the grave. she spoke from her coffin, and made ghoulish demands. while through cracking walls reached skeleton hands. every horror in his life that had crept through his dreams, swept his mad laugh to terrified screams. to escape the madness, he reached for the door, so he and his horrible zombie dog, but fell limp and lifeless down on the floor. his voice was soft and very slow, as he quoted the raven from edgar allen poe, "and my soul from out that shadow floating on the floor,
shall be lifted--nevermore..."

|
|
| |
|
Post |
| |
| enthusiasm.. |
|
|
| 11:52pm 16/02/2005 |
| |
it's just a piercing that bores my ear kowing it's insufficient pain, it was just an enthusiasm to wish it could allay all my pain in my head... |
|
| |
|
Post |
| |
| |
|
|
| 01:43am 15/02/2005 |
| |
|
music: cardigans - sick and tired
|
sick, tird and homeless with no one here to sing for tired of being weightless for all these looking boys .......... .......... symptoms are so deep something here's so wrong nothing is complete nowhere to belong symptoms are so deep i think i'd better stay here on my own so spare me if you please
burda her zaman ki gibi yalnız kalmam herkes için iyi olucak
affedin beni.... |
|
| |
|
Post |
| |
| sevgililer günü... |
|
|
| 01:26am 15/02/2005 |
| |
mood:  lonely
|
sevgililer günü uzun zamandır hoşandığın bir herifin, gittiğin barda senin gibi iki arkadaşıyla yalnız olmasını görüp sevinmektir. bu kadar bencil, bu kadar sahte, bu kadar rezil bir gündür, berbattır... bu günü iyileştirebilecek tek şey dostlarındır."dost" kelimesini kullanmak yıllara mal olduğunu yeni anlıyor insan bu vakitlerde... teşekkür ve minnet borçluyum bazı insanlara.
sarhoş taklidi yapmayı, içtikçe doymamayı, eve gelince gizlice tekila içmeyi (limon bulamamaktan nefret etsem de)seviyorum. başkalarından sevgi göremeyince aileden sevgi aramak (genelde insanlar tam tersini arar) ve bazen bulabilmek hoşuma gidiyor. "minnet" borç mu ihtiyaç mı bazen merak ediyor insan.... |
|
| |
|
Read 2 - Post |
| |
| replikler... |
|
|
| 01:34am 14/02/2005 |
| |
replikler sonradan unutulmak için vardır, sadece önemsediklerinizi hatırlayabilmek için. film sonrasında unutmamak için zorladığınız o kadar cümle vardır ki sadece aklınızda ikisi kalmıştır: "yaşamak bir haktır ama mecburiyet değildir" "sana ulaşmak ve dokunmak için katedebileceğim iki adım, benim için imkansız bir yolculuk, bir fantezi, bir ruya...iste bu yuzden olmek istiyorum" ama herkesin aklında aynı cümleler kalmaz. başkaları bazı cümlelere daha önem verir. anneler ne için vardır: "bir baba icin oglunun olmesinden daha kotu bir tek sey var; oglunun olmeyi istemesi" içimdeki deniz - mar adentro |
|
| |
|
Post |
| |
| kirpik |
|
|
| 12:32am 14/02/2005 |
| |
sadece bir kirpikti gözümle lensim arasına giren. tek gözüm kıpkırmızı, yaşlar içindeydi. göz yaşı bulaşıcı bir şey... kirpiği çıkarsam bile, hastalık öbür gözüme de bulaştı. nedensiz ağlama histeriklerinden biri sanırım. sinemadan çıkarken herkes filme ağladığımı sanıyordu, fakat göz yaşları dinmiyor, hiçbiri hala ağladığımı bilmiyor... üst üste üç film izlemek bile göz yaşlarını dindiremiyor. |
|
| |
|
Post |
| |
| başlangıç... |
|
|
| 12:07am 13/02/2005 |
| |
başlamak zor, çok zor. kaç cümleye başlayıp yarıda bırakabilir bir insan? yarıda bırakılan tek şeyin cümleler olmadığını bilerek?.. her günün bir öncekinden daha boş geçebileceği ümitsizliğiyle yaşarken bazı başlangıçlar yapması gerkiyor insanın. farklı şeyler denemek ki bu; hayatı boyunca en korktuğu şeylerden birine başlangıç yapmaksa zorluyor genellikle; 'yazmak ve yazdığını başkalarıyla paylaşmak'. düşüncelerini, hayallerini, amaçlarını, isteklerini, mutsuzluğunu vs.. kendini kendine açıklayamazken, kendini başkasına anlatmaya çalışmak, yarıda kalan cümlelerin pek de anlamsız olmadığını açıklıyor. ardından, yarıda kalan cümlelerin ne anlatmaya çalıştığını neden hep yarıda kaldığını düşünmeye başlıyor insan. acaba her yarıda kalan cümle puzzle ın bir parçası mı? her parça birleştiğinde bir bütünü mü oluşturacak? yoksa her başladığım puzzle yarı da mı kaldı?şımarık bir çocuk gibi bütün puzzlelardan sıkılıp hepsini bir kenara atıp diğer parçalarını kayıp mı ettim? yarım kalmış puzlle ları birleştirsem, farklı bir şey elde edebilir miyim? ya birleştirmeye çalışırken yine yarıda bırakırsam? PeKiii puzlle ne? soru sormaktan sıkıldım. anlamını bilmeden cümlelerimi bitirmek istiyorum, başlangıcı yaptım ama noktayı bulamıyorum... |
|
| |
|
Post |
| |
|
|
|